Bebek beslenmesi üzerine yapılan tartışmalar temelden hatalı; çünkü bu tartışmalar emzirmenin bebeğin büyümesi ve gelişimi için besin vermekten ibaret olduğu varsayımına dayanıyor. Bu bağlamda aynı ya da benzer besin değerlerini taşıyan başka gıdalar varken emzirmenin neden önemli olduğu sorulabilir. Emzirmenin “faydalarını” sıralamanın ötesine geçip bebek beslenmesini nadiren derinlemesine ele alsak da, aslında emzirmeyle ilgili bilinmesi gereken çok fazla gerçek var.
Öğrenilmiş emme/İçgüdüsel emme
Emzirmek, bebekler için biyolojik bir normdur. Yeni doğanları çoğu zaman güçsüz ve yardıma muhtaç olarak görsek de, sağlıklı bir bebek anestetik ilaç etkisi altında olmadığı sürece kendisini besleyebilmek için gerekli reflekslerle donatılmıştır. Annenin karın bölgesine yerleştirildiğinde yeni doğan genellikle “memeye emeklemek” adı verilen refleksle yavaş yavaş memeye doğru hareket eder; koku, görme, tatma ve dokunma duyularını kullanarak meme ucunun yerini belirler ve memeyi kavrayarak emmeye başlar. Doğumdaki müdahalelerle çoğu zaman engellenebilen memeye emekleme doğal bir davranıştır.
Emmeyi de kapsayan bu içgüdüsel reflekslerin kaynağı merkezi sinir sistemidir ve bebek büyüdükçe bu reflekslerin bazıları kaybolur, bazıları da benimsenir. Emme içgüdüsü, bebeğin içgüdüsel olarak dudaklarının ya da ağız tavanının değdiği her şeyi emmesi anlamına gelir; bu da bebeğin başarılı bir biçimde beslenmesini kolaylaştırmaya yardımcı olur. Ancak bu refleks –bebeklerinin giysi yakalarını, yanaklarını ya da burunları emdiğini fark eden birçok ebeveynin de tanıklık edebileceği gibi– meme ucu ve diğer tetikleyiciler arasında ayırım yapmaz. Bebek büyüdükçe, emmek huzur bulmaktan çevreyi tanımaya kadar birçok amaca hizmet eder ve bebeğin yaşamının ilk altı ayının başlıca faaliyetidir. Bebeğin farklı ihtiyaçlarını karşılamanın biyolojik açıdan en normal yolu, devam eden emzirmedir. Emzirmek yerine, biyolojik normun dışında kalan biberonla beslenmeye geçtiğimizde, bunun zincirleme etkileri olacağının farkına varmalıyız. Örneğin, anne sütüyle beslenen bebek sütü çekmeden emmeyi tercih edebilir, ancak bunu biberonla yapmak mümkün değildir. Bu nedenle, ebeveynlerin bebeklerini ağırlıklı olarak ya da sırf mamayla beslediği bir toplumda, bebeğin süt çekmeden emme gereksinimini karşılamak için ebeveynlerin büyük bölümünün emzik kullanacaklarından kuşku duymamalıyız; bu duruma hem İngiltere’de hem de ABD’de tanık oluyoruz.
“Normal” her gün çevremizde gördüklerimizdir ve çoğunluğun davranışı, sosyal kabul edilebilirlik kriterlerini etkiler. Biyolojik normları ise göz ardı eder. Bu nedenle, bebeklerin her üç, dört saatte bir beslendiğini ve arada kalan sürede emzik emdiklerini gören ebeveynin beklentisi de bu yönde olacaktır. Anne sütüyle beslenen bebekler bu şekilde davranmadıklarında, bu durum hemen çözülmesi gereken bir “sorun” olarak algılanabilir.
Oysa anne sütüyle beslenmeyi biyolojik norm olarak kabul ettiğimizde ve emzik kullanımını daha yakından incelediğimizde biyolojik normdan uzaklaşmanın amaçlanmamış sonuçlar doğurabileceğini fark ederiz. Ebeveynler, emzik kullanımını, azalan emzirme sayısı ve 24 saatlik dilimde daha kısa süreli emme periyotları ile ilişkilendiren bazı çalışmalardan haberdar olmayabilir. Ebeveynler bazı araştırmaların emzik kullanımını, azalan emzirme sayısıyla ve her 24 saatlik süreçte daha az emme süresiyle (sonradan öğreneceğimiz üzere bu, annenin süt üretimini ve bebeğin kilosunu etkileyebilir) ilişkilendirdiklerini ve hiç emzik emmeyen bebeklerle kıyaslandığında emzik emenlerin tek başına anne sütüyle beslenme sürelerinin ve toplam emzirme sürelerinin annenin çok istekli olduğu hallerde dahi azaldığından habersiz olabilirler. Bu etki tüm çalışmalarda yinelenerek ortaya çıkmasa da, bebeğinin beslenmesine karar vermeye çalışan bir annenin karar sürecinde göz önünde bulundurmak isteyeceği bir risk olabilir; özellikle de bebeğine emzik verme nedeni, huzursuz bebeğini yatıştırmaya çalışmaktan çok, herkesin yaptığını yapmaksa.
Bebek, ağırlıklı olarak ya da sadece formül sütle beslense dahi anneler emzik vermek yerine ya da emziğin yanı sıra, sakinleştirmek ve yatıştırmak için bebeklerini emzirebileceklerinin her zaman farkında olamayabiliyor. Bu çözüm nadiren tartışıldığından ve genel olarak bilinmediğinden annelere bu yaklaşımı neden göz önünde bulundurabilecekleri konusunda çoğu zaman hiçbir bilgi verilmiyor.
Bebek ister anne sütü ister formül sütle beslensin, onu yatıştırmak için meme vermeyi sürdürmek neden önemli? Birinci ve en bariz neden meme uçlarının birkaç haftada bir değiştirilmesinin gerekmemesi, gecenin bir vakti yere düşmemeleri ya da kazara evde unutulmamaları olabilir. Meme vermek, biberonun hazır olması beklenirken ya da bebek ısırma halkasını kabul etmediğinde yatıştırıcı olabilir.
Ayrıca meme uçlarında biyofilm –ağızdaki normal bakteri dengesini değiştiren ve özellikle antibiyotiklere dirençli olan ince bakteri tabakası– oluşmaz. Araştırmacılar yaptıkları bir çalışmada kullanılmış on emzik üzerinde 40 farklı bakteri kültürü buldular; bu bakteriler candida (pamukçuk), diş çürümesi ve kulak iltihaplarını kapsayan türden çeşitli sağlık sorunlarıyla ilişkilendirildi.
Emzik, ağız gelişimini ve diş sağlığını da etkileyebilir. Anne sütüyle beslenen bebek meme ucunu emmez. Süt kanallarına masaj yaparak sütün gelmesini sağlamak için bebeklerin ağızlarını göğsü kavrayacak genişlikte açmaları gerekir. Annenin göğsü, bebeğin ağız yapısına uyum sağlar ve böylece göğüs ucu bebeğin alt ve üst damağının birleştiği noktadaki ağız tavanına denk gelir. Neresi olduğunu bilmiyorsanız, bu nokta ağız tavanınıza dilinizle ya da parmağınızla dokunduğunuzda birden yumuşaklaşan alandır.
Çoğu kişi, bu noktanın böylesine geride olmasına şaşırır; emzik ve parmak ise tam tersine ağzın ön tarafında kalarak ve baskı noktasının değişmesine yol açar. Sağlıklı ağız gelişimi için emzirmenin önemi üzerinde uzmanlaşan diş doktoru Brian Palmer, bebeğin ağzı göğüsten farklı bir objeye alışmak zorunda kaldığında, emzik kullanımının getirdiği doğal olmayan baskıların dişlerin konumuna ve damak yapısına etki edebileceğini göstermiştir. Bu durum dili öne doğru itme alışkanlığına, yoğun ve uzun süreli emzik kullanımında ise konuşma zorluğuna ve çene kaslarının az gelişmesine yol açabilir.
Bu ne anlama geliyor? Her ne kadar bebek biberonla beslense ya da bazen emzik kullansa bile, annenin zaman zaman bebeğini emzirmesi normal ağız gelişimini desteklemeye yardım edebilir.
Güvenlik
Emzirilmek yeni doğana, anne karnından dış dünyaya yolculuğu sırasında kendini güvende hissettirir. Amniyon kesesindeki sıvıyla sarmalanan bebek sıcak bir ortamdadır ve annenin bedeniyle dış dünyadan gelen sürekli bir hareket ve boğuk sesler vardır.
Doğumdan itibaren bebekler aniden kendilerini gürültülü, aydınlık bir ortamda bulurlar, burada bazı şeyler hariç hemen hemen her şey yabancıdır. Teni annesinin tenine değen bebek annesinin kalp atışlarını duyabilir ve tanıdık koku ve tatlarla sakinleşir. Annenin göğsünden gelen amniyon sıvısının kokusunda ve tadındaki madde – tıpkı bir karnaval gibi – bebeğe çeşitli şeyleri algıladığı bir deneyim yaşatır.
Laktasyon uzmanı Dr. Jenny Thomas tarafından yazılmış ve yeni doğanların biyolojik “beklentilerini” çok güzel bir şekilde anlatan “Normal Yeni Doğan ve Anne Sütü Neden Sadece Besin Değildir?” adında harika bir makale var. Bebek bekleyen herkesin mutlaka okuması gereken bu makale, bebeklerin en çok tercih ettikleri yer olmasının yanında neden göğsün bebek için en uygun yer olduğunu da açıklıyor. Bebek, tenleri annenin göğsüne temas edecek şekilde yerleştirildiğinde annenin bedenindeki kan akışı, göğüs bölgesinde yoğunlaşarak bebeğin sıcak kalması için ısı sağlar. Göğüs aynı zamanda besin ve yırtıcı hayvanlardan korunma sağlar (yeni doğmuş bebekler pusuya yatmış yırtıcı hayvanların olmadığını anlamak için henüz daha çok küçüktürler) ve elbette annenin göğsünde kalan bebeğin kaybolması ya da unutulma riski azalır ve bebeğin acıktığında kolayca anne sütüne ulaşma şansını artırır.
Anne sütü uyku ve uyanıklık evrelerini düzenleyen melatonin hormonu ve nükleotid gibi bileşikleri sağlayarak bebeğin anne karnından sonra dış dünyaya alışmasına yardım eder.
Ağrı ve hastalıklar sırasında destek
Hem yeni doğanlar hem de daha büyük bebekler için kendilerini iyi hissetmediklerinde annelerini emmenin değeri eşsizdir. Anne sütü yüksek oranda su içerir ve bebek hastayken de emzirmeye devam edilebilir. Keyifsiz bebek daha sık emzirilmek isteyebilirken, daha seyrek emzirilen bebeklerin emzirilme sıklıkları artırılabilir, hatta birkaç gün için sadece anne sütüyle beslenebilirler.
Bu da, çoğu zaman hastalıklarla ve ishalle ya da “mide iltihaplarıyla” özdeşleştirilen sıvı kaybı riskinin (ve hastane tedavisine ihtiyaç duyma olasılığının) azalmasına yardım edebilir ve bu tip enfeksiyonların ciddiyetinin ve süresinin azalması, tek başına anne sütüyle beslenmeyle doğrudan ilişkilidir.
Britanya’nın önde gelen tıp dergisi British Medical Journal da emzirmenin ve anne sütünün analjezik (ağrı kesici) özelliklerini kabul eder ve birçok anne de aşı ve diş çıkarma ağrılarına karşı emzirmenin etkisine tanıklık edebilir.
2006’da Uluslararası Emzirme Dergisi International Breastfeeding Journal’da yayımlanan bir makale küçük tıbbi işlemler sırasında emmenin ve sütteki yağın soğurulmasının, rahatlama ve ağrıların giderilmesinde etkili olan bir hormonu nasıl açığa çıkardığını anlatır.

Tatlı aroma, ağrı algısını azaltan opioidlerin [sözcük afyondan türetilmemiştir ama uyuşturucu etkisi taşıyan anlamındadır] salgılanmasını sağlar. Ten teması, bebeğin kan ve glikoz değerlerini, vücut sıcaklığını, solunumunu dengeler, stres hormonlarını ve kan basıncını düşürür. Son olarak emzirme, anti-stres hormonu olan oksitosinin salgılanmasıyla sonuçlanabilecek derin bir sosyal etkileşim içerir. Rahatlama ve ağrının giderilmesi mekanizmaları birlikte işler.

Bazı anneler için emzirmek “içten bir kucaklaşma” bazıları için de “her şeyi sıfırlamaktır”: Memede geçirilen birkaç dakika, uzun uzun ayakta sallamalara ya da pışpışlamalara denktir. Huysuz bebeklerin birkaç dakika emzirildikten sonra nasıl gülümsediklerine tanık olmakla kalmadım, kendim de yaşayarak tecrübe ettim.
Anneler için de sütten daha fazlası
Emzirmek sadece bebekler için biyolojik norm değil, anneler için de fizyolojik bir normdur. Süt üretmek ve vermek bazı anneler için temel içgüdüdür ve emzirmeyen anneler de fizyolojik anlamda bunun sonuçları olacağı konusunda bilgilendirilmelidir.
Annenin gebe kalmasıyla birlikte göğüsleri, bebeğin beslenmesine uygun olacak şekilde değişimler geçirmeye başlar. Gebeliğin altıncı ayında sistem tamamlanır; hormonal ve fiziksel olarak annenin bedeni emzirmek için hazırdır.
Anne başarılı bir şekilde emziremeyeceği bir durumda kalırsa derin bir üzüntü ve travmatik bir deneyim yaşayabilir.
Emzirme konusundaki hislerini ifade etmeyi deneyen bir anne:

Zor bir gebelik geçirdim ve doğum istediğim gibi gerçekleşmedi; bu nedenle bebeğimi emzirmek konusunda kararlıydım. Her şey kötü giderken dahi beni en çok korkutan şey bebeğimi emzirememek düşüncesiydi. Geçmişe dönüp baktığımda saplantılı biri gibi davrandığımı fark ediyorum; davranışım hiç mantıklı değildi ve ailemle arkadaşlarım bu ısrarımı çok tuhaf bulmuşlardı.

Bazı anneler sütleri söz konusu olduğunda ne kadar “saplantılı” davrandıklarına, duygusal anlamda emzirmeye düşkünlüklerine ve yaşadıkları deneyimin kendilerini nasıl değiştirdiğine inanamıyorlar. Kimileri bir sonraki emzirme süreçlerinde, daha önceki emzirme deneyimlerinin etkisini yaşıyor. Zihinsel anlamda karanlık bir süreç yaşadıklarını ve tekrar aynı süreci yaşamaya güçleri olmadığını söylüyorlar. Bazı anneler emzirme konusundaki sıkıntılarını aşmaya çalışırken hissettiklerini “çaresiz”, “umutsuz”, “kederli”, “yıkılmış”, “sarsılmış”, “kaybolmuş” ve “avutulamaz” gibi sözcüklerle tanımlıyor.
Sürekli olarak annelerin emzirme konusunda baskı hissettiklerini duyuyoruz ama bebek beslenmesine ilişkin duygulardan sadece dış baskının sorumlu olduğunu varsayarsak, etkileri oldukça açık olan biyolojik süreçleri hafife almış oluruz.
Sütün geliyor mu?
Annelerin emzirmelerine ya da emzirememelerine çoğu zaman dar bir pencereden yaklaşıyoruz; genel olarak belirli bir ülkedeki ya da topluluktaki anne grubu ele alınıyor ve bebeklerini sadece anne sütüyle besleyecek ölçüde süt üretebilen annelerin yüzdesi inceleniyor ancak gerçek bundan çok daha karmaşık.
Bazı anneler tıbbi bir sorundan ya da bebekleri prematüre doğduğundan emziremiyor; kimi zaman da doğum zorlu geçiyor ve bebek emmeyi reddediyor ya da anne ağrısız beslenmeyi sağlayacak bir yol bulamıyor. Bazı anneler zaman zaman süt verebiliyor ya da öyle olmasını istiyor ve diğerleri de anne sütü vermek isteseler bile bebeklerine meme vermek istemiyor.
Ebeveynler bebeklerinin anne sütüyle büyüyüp geliştiğini izlemenin fazlasıyla tatmin edici olduğunu söylüyor. Prematüre bebek anneleri ve genç anneler de süt vermenin, özellikle de bebeğin başka bakıcıları olduğunda, yüksek doyum sağladığını belirtiyor. Emzirmek, sadece annelerin bebekleri için yapabilecekleri bir şeydir.
Tüm bunlardan çıkan sonuç, anneleri emzirmeleri için ikna etmeye çalışmak yerine emzirmek isteyenleri etkili bir biçimde destekleyebilmek için çaba göstermemiz gerektiğidir. Emzirmeye başladıklarında daha çok anneye ulaşılıp istedikleri uzunlukta emzirmelerine yardım edilirse, tek başına bu bile normal olarak algıladığımız şeyleri sorgulamamızı sağlayabilir. Emzirmeye teşvik etmek, anneleri emzirmeleri için zorlamaya çalışmak değil; yeni annelerin başarısızlığa uğramadıklarını ama uğratıldıklarını fark etmelerine yardım etmektir.