Müzik: Birazcık şarkı söylemekten daha fazlası | Kuraldışı Çocuk

Biri çıkıp da çocuğunuzun enfes bir müzik kulağı olduğunu söylese, muhtemelen ağzınız kulaklarınıza varır. Dakikasında onu bir senfoni orkestrasında, bir rock grubunda veya bir jazz dörtlüsünde dünyanın birçok şehrinde müzik yaparken düşünmeye başlarsınız. Biz size bu kadar iyi bir haber veremesek de müziği hayatınıza sokmanın (aynı şekilde sanatı, sporu hatta aşçılığı bile) doğduğu andan itibaren tümüyle odaklandığınız o güzel canlı için son derece incelikli bir dokunuş olduğunu söyleyeceğiz.

Kendini müzikle ifade etmek, mutlaka nota okumayı ya da bir enstürmanı çalmayı öğrenmeyi gerektirmiyor. Tüm varlığıyla bir şarkıyı dinlemek, bir melodi uydurmak, dans etmek, alkışla tempo tutmak, çocuğunuzun seçeceği meslek ya da yaşam tarzı ne olursa olsun yararlanabileceği bir dizi bilişsel ve yaşama ilişkin beceri edinmesine yardımcı oluyor… Davulla ritm tutmaya deli olan küçüğünüze bir bakın. (Ve bir anlığına alt komşunuzu düşünmeyi bırakın) Müzik yaparken ritmi yaşıyor, odaklanıyor ve bu esnada kendi vücudunu algılayarak hareket ediyor.

Taşları yerine tam oturtabilmek için uzmanına sorduk. “Çocuk ve Müzik” ikilisini müzikolog Togay Şenalp’ten dinledik. Konfüçyüs’ün “yer ile gök arasındaki uyumdur” dediği müziğin mucizeleri hakkında düşündüğümüzden çok daha fazlasını öğrendik.

Müzik bizler için ne anlama geliyor? Bir çocuk için niçin önemli ve neden müzik dinlemeliyiz?

Hayatımız bir film ve müzik fonda bize eşlik ediyor. Kişisel yaşantımızda olduğu gibi toplumsal yaşantımızda da müzik çoğu zaman fonda duyuluyor, hayatın tüm evrelerinde, tüm buluşmalarda havada dolaşıyor. Müzik, insanları eşzamanlı hareket ettiren en güzel araç. Kişisel yaşantımızda ise farklı işlevleri var; bizi “havaya sokar”, duygularımıza sözcüklerden de öte bir dille eşlik eder, bizi belli bir zamana götüren uçan halımız olur… Bir çocuğun dünyayla ve kültürle tanışmasının en güzel eşlikçisidir müzik. Hayta’da olduğu gibi, bir kişinin hayatını dönüştürmesini sağlayan bir anahtar da olabilir. Müzik dinleyerek kendimizi motive edebilir, ruh halimizi dönüştürebilir, algılarımızı geliştirebiliriz; o halde belki de sadece müzik dinlemekle yetinmemeli, müzik eğitimcisi Suzuki’nin önerdiği gibi çocuğumuzla birlikte  biraz müzik öğrenmeliyiz.

Hak ettiği ilgiyi fazlasıyla hak eden kitap: Hayta

Bir çocuk müzik eğitimine hangi yaşta başlamalı?

Öncelikle müzik dinletmenin müzik eğitiminin başlangıcı olduğunu söylemek gerekir. Doğumdan iki ay önce bebeğin sese duyarlı olduğu net olarak bilinmektedir. Bu yöndeki araştırmalar ile pasif müzik eğitiminin bir anlamda 0 yaştan dahi önce başladığı söylenebilir. Aktif müzik eğitimine ise 1,5 yaş itibariyle başlamak mümkündür. Bunun için geliştirilmiş metotlar, araçlar, yöntemler vardır. Erken yaşlardaki eğitimin amacı çocuğun zihinsel, duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimine katkıda bulunmaktır. 5 yaş itibariyle ise, ses ve enstrüman eğitimine uygun bir tempoyla başlanabilir. Müzik eğitimcisi Suzuki ve Kodali’ye göre bir çocuğun konuşmayı öğrenmesi ile müziği öğrenmesi benzerlikler gösterir ve aynı dönemlerde başlanabilir.

Müzik eğitimine başlayan bir çocuk hangi aşamalardan geçer?

Çocuklara yönelik müzik eğitimi şarkı söyleme ve ritm öncelikli olarak başlar. Ardında nota ve enstrüman eğitimi sürece eklenir. Çocuğun gelişimi süresince zamanla farklı motor becerileri geliştiğinden çocuktan bu gelişim aşamalarına uygun olarak bir şeyler beklemek ve ona adım adım yeni müzikal beceriler kazandırmak gerekir. O yüzden ergenliğe gelene kadar olan dönemde çocukla iletişim kurabilen ve bu alandaki metodların, uygulamaların, araştırmaların farkında olan eğitmenlerce çocuğun müzikle tanıştırılması çok önemlidir, aksi takdirde ters bir etkiye sebep olunabilir.

Müzik kulağı denen şey nedir? Aileler buna nasıl dikkat edebilir?

“Müzik kulağı” deyişinden anlaşılması gereken, çocuğun duyduğu sesi taklit edebilme beceridir. Aileler çocuklarının bir ezgi mırıldandığını, bir tempo tuttuğunu fark ettiklerinde bir müzik eğitimcisine danışmalıdır. Öte yandan çocuğun bu becerilere kendiliğinden ulaşmasını bekleyene kadar, biraz önce belirttiğim gibi, donanımlı ve yöntem bilen eğitmen bulunduğu takdirde 1,5 yaş itibariyle müzik eğitimine oyun-ders karışımı kısa seanslar ile başlamak mümkündür. Dünyada yaygın olarak kabul gören ve uygulanan en yaygın dört yöntem olan Suzuki, Kodaly, Carl Orff ve Dalcroze yöntemlerine göre, doğru şekilde eğitim aldığı takdirde her çocuğun müzik kulağı gelişip yeterli düzeye gelebilir ve hatta Kodali’ye göre böyle bir eğitim çocuğun temel hakkıdır.

Temel müzik eğitimi almış bir çocukta ne tür farklar gözlenir?

Belki de en önemli getirilerinden biri hayatla ilgilidir; müzik eğitimi almış bir çocuk bir beceri geliştirmek için zaman ve emek harcamak gerektiğini kavrar. Kendi başına çalışma alışkanlığı kazanır. Müzik aynı zamanda matematiktir ve bir dildir, dolayısıyla çocuğun zihinsel gelişimini hızlandırır. Şarkı söylediğinde konuşma becerisi gelişir. Hatta yabancı dil eğitimini de daha hoş ve etkili hale getirmek için müzikten yararlanılır. Enstrüman çalmayı öğrenirken el becerileri, şarkı söylerken ses tellerine hakimiyeti ve diyaframı gelişeceği için fiziksel gelişimi hızlanır. Duygusal olarak kendini ifade etme, başkaları ile hoşça ve uyum içinde vakit geçirme becerileri kazanır, yani ruhsal ve duygusal gelişimi hızlanır. Tüm bunların sonucu olarak hem kişisel hem de sosyal olarak özgüvenli, kendisiyle barışık, dışa açılabilen mutlu bir birey olmasının yolları genişler.

Hayta’yı okudunuz, sizde nasıl bir etki bıraktı?

Hayta kitabının açılışında harika bir ithaf cümlesi var; “daha iyi bir dünyanın hayalini kuranlara ve hiç değilse daha iyi bir yer olması için çabalayanlara”. Jose Antonio Abreu’nün yaklaşımından ilham alırsak müzik eğitimi verdiğimiz her çocukla daha iyi bir dünya hayaline biraz daha yaklaşmış oluruz.

 

Togay_senalp

Togay Şenalp: 1974’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesindeki eğitimi sırasında Kumdan Kaleler grubunun bir üyesi olarak müzik çalışmalarına başladı. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinde lisans ve yüksek lisans eğitiminin ardından İTÜ’de Müzikoloji doktorasını tamamladı ve bu eğitimini  Amerika’da ilerletti. 2013 yılından itibaren Bodrum’da yaşıyor, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışıyor.