close
Genel

SARILMAK BEDAVA

sarılmak bedava nil gün

Her yaşta dokunulmaya ihtiyacımız var. Gelişebilmek için bebeklerin dokunulmaya daha da çok ihtiyacı var. Süt azlığından ya da başka bir nedenden dolayı meme verilemese bile, bebeğin dokunulmaya, kucağa, sevilmeye ihtiyacı var. Nörolog Richard Restak’ın dediği gibi Dokunulmak, normal bir bebek gelişimi için hava kadar, su kadar gerekli.

Sanırım 2007 yılıydı. Avustralyalı bir genç Sydney’de “Free Hug” (Sarılmak Bedava) eylemini başlatmıştı. İnsan dokunuşunun az olduğu “modern” hayatımızda  “Free hug” eylemi hızla dünyaya yayıldı. Bir fenomene dönüştü.

Biz de aynı yıl “Sarılmak Bedava” eylemini Türkiye’de başlatmaya karar verdik. O yıllarda yaptığım haftalık televizyon programında yayınlamak ve sarılmanın önemini vurgulamak amacıyla, kızlı erkekli, “Sarılmak bedava” pankartı ellerimizde, İstanbul’un değişik semtlerinde yaya trafiğinin yoğun olduğu caddelerde durduk. Caddede yürüyen kadınlar, erkekler, çocukların yanı sıra arabalarını durdurup koşarak gelen ve sarılanlar da olmuştu. Sarılırken mutluluktan ağlayanlar vardı. Kimi insan dokunuşuna hasretliğin gözyaşını döküyordu. Ama birkaç saniyelik sarılmak bile herkese bir yakınlık, bir rahatlama duygusu ve enerji veriyordu.

Daha sonraki yıllarda bu eylem, Türkiye’de birçok kez tekrar edildi. Sonuçlar hep benzerdi. Sarılmak herkesi mutlu ediyordu.

Acı çektiğimizde, tutacak bir el, sarılacak bir beden, ağlayacak bir omuza ihtiyaç duyarız. Mutlulukla, özlemle sarılırız sevdiklerimize. Başarılarımızı, havalara uçtuğumuz sevincimizi de sarılarak kutlarız.

Aile terapisti Virginia Satir, sağlıklı ruhsal gelişim için insanın günde on iki sarılmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor. Günde sekiz sarılmanın bizi eh işte idare ettiğini, dörtten az sarılmanın ise bizi sağlıksızlaştırdığını söylüyor. Sadece fiziksel sağlıksızlıktan bahsetmiyor.

Biz de otuz küsur yıldan beri verdiğimiz workshoplarımızda her eğitim gününe sarılmayla başlıyoruz. Bu herkese iyi geliyor.

Workshoplarda bize sıkça sorulan iki soru var: 1. Her gün sarılacak on iki kişiyi nereden bulacağım?
2. Aynı kişiye on iki kez sarılsam olur mu?

İlk sorunun yanıtı: İnzivada değilseniz, her gün iş ya da sosyal ortamlarda görüştüğünüz kişilere sarılabilirsiniz. Örneğin; eğitim verdiğimiz şirketlerde çalışan arkadaşlar, workshoplardan kazandıkları alışkanlıkla işyerinde güne sarılarak başlıyor. Hem kendisini daha iyi hissettiği için verim artıyor hem de moraller daha güçlü oluyor. Ya da workshoplara bireysel olarak katılan arkadaşlar, sarılmayı çalıştıkları işyerlerine ve kendi hayatlarına taşıyor. Yurtdışında yapılan araştırmalarda güne sarılarak başlayan işyerlerinde cironun yılda yüzde elli arttığı görülüyor. Evet, böyle şirketler var. Ne güzel, değil mi? Sarılmak, kişiye kendisini değerli hissettirir.

İkinci sorunun yanıtı: Elbette aynı kişiye on iki kez sarılabilirsiniz. Bu ikinizi daha yakınlaştırır ama niye? Çevrenizde o kişiden başka insan yok mu?
Ben her gün yaptığım yürüyüşte bile yolda sarılabileceğim, sıcak yüzlü anne babaların izniyle kucağıma alabileceğim birkaç bebek ve çocuk buluyorum. Bebeklerin mis kokuları da ikramiye oluyor.

Antropolog Desmond Morris, dokunulma açlığı çeken insanların sıkça profesyonel dokunuculara gittiğini söyler. Kim mi bu profesyonel dokunucular? Kuaförler, masajcılar, doktorlar. Belki bu kadar sık hastalanıp doktor doktor gezen yakınınızın açlığını çektiği şey dokunulma ve ilgi ihtiyacı olabilir, kim bilir.

Sevgi emektir. Sevmek dokunmaktır. İnsan sevdiği şeylere dokunma arzusu duyar. Ve Beatles’in dediği gibi “All you need is love.” (Hepinizin tek ihtiyacı sevgidir.)

Sevgiyle hoşça olun.

Nil Gün

nilgun@kuraldisi.com

 

Devamını okuyun
Genel

Bütün Çocuklar İçin İyi Müzik!

şudabap
Evdeki fon müziğiniz bir süredir belli. Çocuklar arkadaşlarıyla odaya kapanıp kendilerine şarkı seçiyorlar. Arabanızla her gün okula giderken daha kapılar kapanmadan bir istekleri var: “Müzik!” Müzikten kasıtlarının ne olduğunu biliyorsunuz. Motoru çalıştırıyorsunuz, CD Player’ı açıyorsunuz ve
Yeni Çıkanlar

Tablet uygulamaları ve çocuklar…

DOKUN_SIHIRLI_AGACA

Çoklu Zekâ kuramını ortaya koyarak insan zekâsı üzerine yapılan en önemli ve uzun soluklu çalışmaya imza atan ünlü eğitim profesörü Howard Gardner, App Kuşağı isimli kitabını yazarken altı buçuk yaşındaki torunu Oscar’la dijital medya üzerine laflama fırsatı bulur. Howard’ın daha önceden Oscar’ın anne babasından aldığı bilginin dışında, Oscar bu sohbete herhangi bir şekilde hazırlanmış ya da yönlendirilmiş değildi. Howard’ın konuşmalarını kaydetmesine izin verdi ve görüşme sona erdiğinde Howard’a kayıt fonksiyonunu nasıl kapatılacağını bile gösterdi. 2005’te dünyaya geldiğinden beri çevresi dijital araçlarla sarılı halde yaşayan Oscar için bunda hiç de hayret edilecek bir yan yok. Terminoloji ve jargona tümüyle hâkim ve son derece rahat. Howard eğer “Opa” (Oscar dedesine böyle sesleniyor) iPhonunu elinden alırsa ne yapacağını sorar ve sohbet başlar:

Oscar: Üzülmem, çünkü bilgisayarım var

Howard: Aa, o nasıl bir şey?

O: Anneminkinden büyük.

H: Onunla neler yapıyorsun bakayım.

O: Oyuncak bakıyorum, nokta comlara gidiyorum, satıra küçük kod yazabiliyorum, böylece oyun oynayabiliyorum.

H: Hiç Google’a bir şey sordun mu?

O: Her şeyi google’a soruyorum ki. Bazen de amazon’a bakıyorum.

H: Ben büyürken bilgisayarlar yoktu. Bunun nasıl bir şey olduğunu tahmin edebilir misin?

O: İnsanlar bir sürü sıkıcı işle uğraşırdı, hep sıkıcı şeyler, hiç eğlence yoktu.

H: Eğlence yok muydu?

O: Biraz olabilir, ama fazla değil.

H: Sen bilgisayarını okul için, derslerin için mi kullanıyorsun?

O: Hayır, pek öyle şeyler yapmıyorum. Eğlenmek için kullanıyorum.

H: Peki annen baban?

O: Yalnız tek bir şey için, iş için

H: Annen baban kaldır şunu artık dediğinde ne hissediyorsun?

O: Çanım sıkılıyor, üzülüyorum.

H: Annen baban evdeki bütün bilgisayarları toplayıp birkaç haftalığına başka bir yere götürse, ne hissederdin?

O: Biraz canım sıkılırdı, ama aslında biraz daha özgür olabilirdim. Oyuncaklarımla oynardım, Aggie’yle (henüz sekiz aylık olan kız kardeşi) oynardım, anne ve babamla gezmeye giderdim.

H: Özgürlük derken ne kast ediyorsun?

O: İnsanlar çoğu zaman teknolojinin başında (bu tamamen kendi kelimesi, dedesi hiç karışmadı) her oyunu izliyorlar, ve püf! bütün gün aynı şey, başka bir şey yaptıkları yok, hep televizyon izliyorlar. Yani o zaman oyuncaklarla oynayabilirsin işte.

Oscar daha altı yaşında ve insanın yeni teknolojilerin esiri olabileceğini ve onların ötesinde keşfedilmeyi bekleyen bir dünya bulunduğunu ama bunun için zaman ve mekana ihtiyaç olduğunu sezinliyor. Bu yaşında önemli bir içgörüyü yakalamış. Marifetli bir oyuncağın ya da güzel tasarlanmış bir aplikasyonun tartışılmaz erdemleri olsa da, kendinize ait bir zamanda, kendi tarzınızda, kendiniz için bir şeyler bulup çıkarmanın da kendine göre erdemleri –hatta ödülleri- olduğunu hangimiz reddedebiliriz? Paket halinde sunulan dijital kimliklerin iç yaşam, kişisel çatışma ve mücadeleler, sakince düşünme ve kişisel planlama üzerinde odaklanmayı azaltıcı bir etkisi var. Şair Allen Tate gibi, biz de “artık, doğru mu?” sorusunun yerine “çalışıyor mu?” sorusunun geçtiği bir dünyada yaşamayı kabullenemiyoruz.

Nörobilimciler artık biliyor ki çocuğun beynindeki nöral bağlantıların çoğu, hayatlarının ilk üç yılında oluşturuluyor ve nöral ağlar çocukluk boyunca hayret verici bir hızla gelişmeye devam ediyor; özellikle de dikkat toplama, planlama, özdenetim ve empatiyle ilişkilendirilen prefrontal korteks bölgelerinde. Kucaktaki savunmasız bebekten toplumun medeni bir üyesine dönüşüm, çocuklara bu ergenlik öncesi yıllarda olanlardan ciddi şekilde etkilenir. Bu nedenle, ebeveynler ve toplum olarak sormamız gereken önemli sorular arasında şu da var: Her iki ebeveyn de dışarıda çalışıyorken çocukları yetiştirme işini kim üstlenecek? Bilgisayar oyunları ve aplikasyonlar mı?

Günümüzde yetişen gençler, yalnız aplikasyonlara boğulmakla kalmıyorlar. Dünyayı bir aplikasyonlar topluluğu olarak algılama, yaşamlarını sipariş edilmiş aplikasyonlar dizisi olarak ya da belki çoğu zaman, beşikten mezara kadar uzanan, tek bir aplikasyon olarak görme noktasına vardılar. İnsanoğlunun isteyebileceği her şeyi aplikasyon temin etmelidir. Eğer arzulanan aplikasyon henüz çıkmadıysa birileri (belki de ona ihtiyaç duyan kişinin kendisi) derhal tasarlamalıdır; eğer böyle bir aplikasyon tasavvur edilemez ya da tasarlanamazsa, o zaman bu arzu (veya korku ya da bilmece) pek de önemli değildir (ya da en azından olmamalıdır).

Aslında aplikasyonlar sıradan meseleleri halleder de, böylelikle bize yeni yollar keşfetmek, ilişkilerimizi derinleştirmek, yaşamın en büyük sırlarını ortaya çıkarmaya uğraşmak, eşsiz ve anlamlı bir kimlik var etmek için özgür bırakırsa, harika olur.

Bizler kendimiz için ve bizden sonra gelecek olanlar için tüm insanların kendi yanıtlarını üretme, gerçekten kendi sorularını ortaya atma, onlara kendimize özgü bir tarzda yaklaşma şansı bulacağı bir dünya istiyoruz.

Meraklısına not: Bu ayın yeni kitabı Dokun Sihirli Ağaca, etkileşimli kitaplar için tablet uygulamalarına ihtiyacınız olmadığını kanıtlıyor. Biraz yaratıcılıkla yapabileceklerimizin sınırı olmadığını göstermesi açısından bizim önemsediğimiz bu kitaba kütüphanenizde yer açmanız dileğiyle.

 

Devamını okuyun
Genel

Çocuğunuzun Korku ve Endişeleriyle Baş Etmek

çocuklarda korku ve kaygı
Küçük çocukların her türlü şey hakkında kaygılanması hayli yaygındır. Bu büyümenin ve dünyayı öğrenmenin bir yoludur. Mesela yeni yeni yürümeye başlayan çocuklar yüksek seslerden irkilirken, dört ve beş yaşlarındaki çocuklar çoğunlukla canavarlardan veya karanlıktan korkar.
Genel

Doğmamış Çocuğun Gizli Yaşamı

doğmamış çocuğun gizli yaşamı
Bebeğinizin sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmesini diliyorsunuz. Peki bu dileğinizin gerçekleşmesi için ana rahminde geçirdiği dönemin bıraktığı derin izlerin hayatını nasıl etkileyeceğini biliyor musunuz? Yapılan birçok kaydadeğer araştırma gösteriyor ki, insanın bilinçli bir varlık
Genel

Gelin Beraber Ekelim!

bodrum tohum dernegi
Milas’a bağlı Hasanlar köyü. Dört ufaklık toprağın üzerinde oynuyor. Daha doğrusu ikisi buldukları çapaları almış, toprağa girişmiş. Toprağa sıkıca tutunan sarımsakları sökmeye çalışıyorlar. Bir boy ufakları uğurböceği peşinde koşuyor. Henüz yürüyemeyen en küçükse koparttığı otların
1 2 3 5
Page 1 of 5